JCI Accreditation
For International Patients
444 5 888
Gastrointestinal Sistem Cerrahisi

 

Anal Fissür (Çatlak)

Makatın çıkışında meydana gelen çatlak şeklinde bir yara sonucu dışkılama sırasında ve sonrasında şiddetli ağrıya ve bazen kanamaya neden olan bir hastalıktır. Görünüş olarak küçük bir lezyon olmasına karşın belirgin rahatsızlık verir. Çatlak en çok arka orta hatta oluşmaktadır. İlk bir aylık dönemdeki yırtıklara akut (erken) anal fissür, daha uzun süreli çatlaklara ise kronik (geç) anal fissür denmektedir. Kadın ve erkekte aynı oranlarda ve her yaş grubunda görülebilir. Bebek ve çocuklarda görülen makattan kanamanın da en sık sebebini oluştururlar. Sebebi henüz tam olarak belirlenememiş, çeşitli faktörler ileri sürülmüştür. Uzun süreli kabızlığın, doğumun, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi iltihabi barsak hastalıklarının çatlakların oluşumunda ve devamında etkili olduğu bilinmektedir. Hastaların çoğunda şikayetlerin başlamasından önce büyük ve sert bir dışkılama hikayesi veya bazen ishal sırasında sık barsak hareketlerinin oluşu hastalığı başlatan olaydır. Rektal bir termometrenin yerleştirilmesi, lavman cihazının ucu ve hatta rektum ve anüsün muayenesinde kullanılan bir endoskop anal fissür meydana gelmesi için yeterli bir travma oluşturabilir. Çok sık olmasa da hamilelik, bir doğum olayı sırasında da perineal travma sonucu çatlak oluşabilir. Anal fissürlü hastalarda anal istirahat basınçları yüksek bulunmakta ve arka orta hatta azalmış kan akımı ciddi ağrıdan ve iyileşmede gecikmeden sorumlu tutulmaktadır. Anal fissürlü hastaların çoğunda anal ağrı ve özellikle ağrılı dışkılama mevcuttur.

Ağrı, genellikle yırtılır, kesilir gibi veya yanma şeklinde tarif edilir ve genellikle dışkının çıkışı sırasında duyulur. Ağrı, anal kanaldaki lezyonun büyüklüğü ile orantılı değildir. Çatlak küçük ama ağrısı, şiddetli olabilir. Ağrı dışkılamadan hemen sonra kısa sürede bitebilir veya devamlı olabilir. Bazen dışkılama işlevini başlatmayı durduracak kadar, kabızlık oluşturabilir. Büyük, sert dışkının geçişi çatlağın daha da ilerlemesine veya devam etmesine neden olur. Bunlara ek olarak kanama, kaşıntı ve kötü kokulu dışkılama, üriner şikayetler olabilir. Anal fıssür, makattan olan ağrılı kanamaların en sık görülen sebebidir. Kanama, parlak kırmızı, bir kaç damla halinde veya genellikle tuvalet kağıdına bulaşma şeklinde görülür. Kanama bazen daha fazla, damlama şeklinde tuvalete boşalabilir. Kanama genellikle küçük miktarlardadır ve kansızlığa sebep olmaz. Kaşıntı, anal ülserasyondan kaynaklanan akıntı nedeniyle oluşur ve hastaların % 50 kadarında ortaya çıkar. Anal fissürden kaynaklanan ağrı bazen sık idrar yapma, hatta idrar yapamama ile sonuçlanabilecek kadar idrar yolu şikayetleri ile seyredebilir. Çatlak şeklindeki yara 4-5 haftadan fazla devam ederse, çatlak hattı önünde hemoroide (basur) benzer bir deri uzantısı oluşur; buna hipertrofik papilla veya bekçi bir meme denir. Çatlak daha da derinleşir ise ağrı ve kaşıntı artar, yani artık kronik (müzmin) anal fissür oluşur. Ağrı saatlerce, hatta gün boyu devam edebilir. Kanama seyrektir. Bazen her tuvalete çıkışta kanama olabilir ve kağıda bulaşır tarzdadır; hemoroidlerdeki gibi püskürür tarzda değildir.
 
Anal fissürün tıbbi tedavisinde kabızlıktan korunma çok önemlidir. Bunun için bol meyve, sebze tüketilmelidir. Kadınlardaki anal fissür, genellikle doğum travması veya doğumdan sonraki ilk günlerde oluşan kabızlıkla ilgilidir. Anal fissür bir şekilde oluşmuşsa diyet, dışkı yumuşatıcı ilaçlar, kısa süreli topikal kremler, sıcak su oturma banyoları (3 hafta kadar devam edilmeli), ağrı varsa ağrı kesiciler verilmelidir. Akut (erken) fissürlerde ilaç tedavisinin başarı şansı, dikkatli bir uygulama ile %80'dir. Ancak fissür kronikleşmiş ise, yani çatlak derin ve zemini çok sert ve bekçi meme gelişmiş ise bu tür tıbbi tedavi %50 başarısız kalacaktır. Kronikleşmiş anal fissürde tedavi, tıbbi veya cerrahi yolla anal spazmın giderilmesi esasına dayanır. Tıbbi tedavi ile geçici rahatlama sağlansa da, esas tedavi cerrahi müdahale ile sağlanabilmektedir. Cerrahi tedavide anal dilatasyon, fissürektomi ve lateral internal sfinkterotomi kullanılmaktadır. Günümüzde bu metodlardan tercih edilen lateral internal sfinkterotomi denilen metodla lokal veya genel anestezi altında açık veya kapalı olarak iç sfinkter kesilir. Her iki yöntemde de anal basınç yeterli ve eşit miktarlarda düşer. Ameliyattan sonra çatlakların %97 ile %100'ü tamamen iyileşmektedir. Hastaların %90'ından fazlası 48 saat içersinde ağrıdan kurtulur. 
 


Hemoroid

Toplumda oldukça sık görülen ancak utanma duygusu nedeniyle hastaların muayene olmayıp doğru tedavi edilmedikleri ya da oldukça ilerlemiş bir evrede hekime başvurdukları bir hastalık olan hemoroid, halk arasında basur olarak da bilinmektedir. Hemoroidal hastalık anüs bölgesindeki toplar damarların çeşitli sebeplerle genişlemesi veya varisidir. Yer aldıkları bölgeye göre iç veya dış olarak ikiye ayrılırlar. Dış hemoroidler, makat bölgesinin en çok sinir ucu bulunan dış bölgesinde yerleşir ve genellikle şikayete sebep olmazlar. Ancak toplar damar genişlemesi olan bu şişliklerin içinde dolaşan kan bazen pıhtılaşarak ağrılı ve mor bir kabartı şeklinde izlenebilir. İç hemoroidler ise daha üstteki toplar damarların genişlemesi ile oluşur ve dört evreye ayrılır. 1. evrede hastalarda sadece büyük tuvalet sonrasında kırmızı renkli kanama şikayeti olur. 2. evrede kanamayla birlikte büyük tuvalet sırasında şişlikler dışarı çıkar ancak tuvalet bitiminde tekrar kendiliğinden içeri girerler. 3. evrede kanamaya anal bölgede ıslaklık ve kaşıntı eşlik eder. Ayrıca dışarı çıkan memeler ancak elle içeri itilebilir. 4. evrede ise makat çevresinde elle itmekle dahi içeri girmeyen ağrı ve ıslaklık yaratan şişlikler mevcuttur.
 
Kabızlık, tekrarlayan ishaller, uzun süre tuvalette oturma, dışkılama sırasında aşırı ıkınma, gebelik, uzun süre ayakta kalma gibi sebepler hemoroide sebep olan etkenlerden bazılarıdır. Hemoroidlerin belirgin hale gelmesinde ıkınma başlıca etkendir. Ikınma sırasında artan basınç ile toplar damar yastıkçıklarının genişlemesine sebep olur ve giderek genişleyen ve sarkan şişlikler kanamaya yol açarlar. Gebelik ise mekanik etki yanında hormonal değişiklikler sonucu toplar damar yastıkçıklarını yerinde tutan bağlarda gevşemeye sebep olur. Gebelikde oluşan hemoroidlerin %15 i gebelikden sonra kaybolmayabilir. Hemoroid oluşumunu engellemek için kabızlıkdan korunmak çok önemlidir. Özellikle liften zengin beslenme alışkanlığını edinmek, bol su tüketmek en doğal yoldur. Baharatlı ve acılı gıdalar, alkol bölgesel tahribata sebep olabilir. Bunun dışında tuvalette uzun zaman geçirmemek ve düzenli tuvalet alışkanlığı kazanmak, ağır yükleri kaldırmaktan kaçınmak hemoroidten korunmanın yollarından birkaçıdır. Günümüzdeki teknolojik gelişmelerle birlikte hemoroid tedavisinde oldukça başarılı yöntemler geliştirilmiştir. Ancak tedavi yöntemi seçimi hastanın muayenesinin ardından hemoroidal hastalığın evresine göre yapılmalıdır. Zira her yöntem her hasta için uygun olmayabilir. Örneğin evre 1 ve evre 2 iç hemoroidlerde yalnızca ilaç tedavisi yeterli olabilmektedir. Öncelikle hastaların yumuşak kıvamda dışkılamalarını sağlamak gereklidir. Kronik ishal veya kabızlık varsa düzeltilmelidir. Hastaya ıkınmadan dışkılaması ve sarkan şişlikleri yerine koyması öğretilir. Özellikle ağrılı dönemlerde sıcak su oturma banyoları yararlı olur. Sıcak su banyoları, yıkanma suyu sıcaklığındaki su dolu kuvet yada leğene oturularak yapılabildiği gibi duşun ahizesini anal bölgeye tutarak da yapılabilir. Burada sıcak suyun olumlu etkisi anal bölgedeki kasların gevşemesini sağlayarak olmaktadır. Bunun dışında tedavide bölgeye sürülen bazı kremler ve ağız yoluyla alınan toplar damar duvarlarını güçlendiren ilaçlar da kullanılmaktadır. Hemoroidde ameliyat dışı uygulamalardan biri olan skleroterapi de iç hemoroidlerin çevresindeki yumuşak doku içerisine sklerozan (irrite edici) madde enjekte edilerek damarın kapatılması yöntemidir. Birinci ve ikince evre iç hemoroidlerde ve cerrahiden sonraki nükslerde uygulanabilir. Ayrıca yaşlı ve riskli hastalarda da tercih edilebilir. Bant ligasyonu yönteminde ise özel bir alet ile hemoroid pakesinin dibine lastik band yerleştirilerek pakeye giden kan akımı kesilmeketedir. Seçilmiş hastalarda işlem anestezi uygulanmadan poliklinik şartlarında uygulanabilmektedir. Cerrahi dışı yöntemlerin uygulanması daha kolay ve iyileşme süreci daha kısadır. Ancak bu yöntemlerle sağlanan tam iyileşme oranı %70-80 dolayındadır ve nüks oranı da oldukça yüksektir. 3. ve 4. evre hemoroidlerin tedavisinde ameliyat yöntemlerinin seçilmesi daha uygun olacaktır. Klasik cerrahi metodlarda genellikle genel anestezi altında hemoroid pakeleri çıkarılmaktadır. Güncel olarak bu işlem için Ligasure veya Harmonic scalpel gibi damar kapama cihazları kullanılmaktadır. Yine son yıllarda ameliyat sonrasında az ağrı ve kısa sürede iyileşme gibi avantajlarla ön plana çıkan Longo yönteminde ise makatın çok sinir ucu içeren dış kısmına işlem yapılmaz. Bu durum ameliyat sonrası az ağrı avantajını getirir. Bu yöntemde makatın yaklaşık 4 cm yukarısından tek kullanımlık stapler denilen bir alet yardımıyla yaklaşık 1.5 cm lik silindir şeklinde bir doku çıkarılarak iki uç otomatik olarak uç uca zımbalanmaktadır. Dolayısıyla makattan dışarı sarkan memeler 4 cm yukarıdan bu parçanın çıkmasıyla yukarı çekilmekte ve sarkmaları önlenmektedir. Aynı zamanda damarsal yapılar da kesildiği için memeler sönümlenmektedir. Yaklaşık 10-15 dakika süren bu ameliyat sonrasında çoğu hasta 3-4 gün sonra aktif yaşamlarına geri dönebilmektedirler. Halk arasında çok bilinen lazer yönteminde ise genellikle NdYag lazer ile hemoroidal damarlar kapatılmaktadır. Ancak bu yöntemin yan etkileri fazladır.
 
Makattan kanama olduğunda utanma hissine kapılmadan mutlaka bir hekime başvurulmalı ve muayene olunmalıdır. Zira hemoroidler kansere dönüşmezler ancak makattan olan kanama aynı zamanda kalın barsak kanserinin de belirtisidir. Dolayısıyla özellikle ileri yaşlı hastalarda muayenede hemoroidler gözükse dahi, kalın barsağın endoskopik olarak incelemesi yapılmalıdır. Hastalar da makattan olan kanamalarıını geçmiş yıllardan beri olan hemoroidlerine bağlayıp geç kalmamalı en kısa sürede hekime başvurmalıdırlar. Hemoroid tedavi edilse bile belirli oranlarda tekrarlayabilir. Ancak doğru yöntem deneyimli ellerde uygulandığında bu oranlar oldukça düşüktür. Hastalar ameliyat olduktan sonrada beslenme alışkanlıklarındaki yanlışlıklara düşmemeli kabızlıkdan uzak durmalıdırlar. Günümüzde, başarılı bir ameliyatla hastalar ağrısız bir ameliyat sonrası dönem yaşar ve çok kısa bir sürede normal yaşantılarına dönebilirler.
 
 
03.11.2015 tarihinde güncellenmiştir