JCI Accreditation
For International Patients
444 5 888
Kolorektal (Kolon ve Rektum) Kanserler

 

Kolorektal kanserler (kalın bağırsak ve rektum) erkek ve kadınların en sık görülen kanserlerden biridir. Görülme sıklığı %6 civarındadır. Geçtiğimiz on yıl içinde kalın barsak kanserlerin tanı ve tedavisinde çok önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Bu gelişmeler sayesinde hem hastaların yaşam süreleri belirgin  şekilde uzamış,  hem de yaşam kalitesi yükseltilmiştir. Şunu bilmek gerekir ki; erken davranıldığı taktirde kolorektal kanserler tedavi edilebilir kanserlerdir. Uygun ve erken tedaviyle hastalıktan tamamen kurtulmak mümkündür!


Kolorektal kanserlerin belirtileri nelerdir ?

Aşağıdaki belirtilerin bazılarının varlığı kalın barsakta kanser şüphesini akla getirmelidir.

Kimlerde daha sık görülür?

Kolorektal kanserler nasıl teşhis edilir?

Kalın barsak kanserlerinin teşhisi için bazen tek başına doktor muayenesi ve bazen ilave olarak endoskopi ile incelenmesi (kolonoskopi veya rektosigmoidoskopi) yeterli olmaktadır. Ancak hastalığın yayılımın derecesinin  anlaşılmasında veya tedavi sonrası takibi için çeşitli laboratuvar tetkikleri veya  ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi, MR, pozitron emisyon tomografi (PET) gibi görüntüleme yöntemleri de kullanılmaktadır. Kalın barsak kanseri olan hastaların yaklaşık yarısı doktora başvurduklarında hastalık belli bir evreyi geçmiştir. Yani hastalık kalın barsakla sınırlı kalmamış, lenf bezlerine ya da   karaciğer veya akciğer gibi uzak organlara sıçramıştır. Oysa hastalık erken evrede saptandığında tedavi sonuçları son derece iyidir. Bu sebeple yukarıda saydığımız risk faktörlerine sahip kişilerin yanı sıra hiçbir yakınması olmayan tamamen sağlıklı bireyler de bu nedenle belli aralıklarla kontrollerden geçmelidirler. Tarama hastanın risk faktörleri de göz önünde tutularak  bir takım dışkıda gizli kan testi, karın tomografisi, sigmoidoskopi veya kolonoskopi ile yapılır. Hiçbir risk faktörü bulunmayan kişilerde kolorektal kanserler için taramaya 50 yaşından sonra başlamak gerekir.

 

Hemoroid (Basur) ile kolon kanseri arasında bir ilişki var mıdır?

Hayır yoktur! Ancak kolorektal kanserlerin en önemli belirtilerinden biri dışkılama esnasında kan gelmesidir. Ne yazık ki kanama yakınması olan hastaların çoğu bunun nedeninin hemoroid  olduğunu düşünür! Oysa makattan kan gelmesinin bir diğer nedeni de kalın barsak kanserleridir. Üstelik bu şekilde kanama yakınması olan bir hastada muayenede hemoroid saptanmış olsa bile,  aynı zamanda kalın barsak kanseri de olabileceği mutlaka göz önünde tutulmalıdır. Bu nedenle 50 yaşın üzerindeki hastalarda, klinik şüphe olmasa da, hemoroid tedavisine başlamadan önce kolonoskopi mutlaka yapılmalıdır.

 

Tedavi yöntemleri nelerdir?

Kalın barsak kanserlerinin tedavisinde kullanılan ana tedavi yöntemi cerrahidir. Cerrahinin yanında kemoterapi ve radyoterapi de (ışın tedavisi) yardımcı veya tamamlayıcı tedavi yöntemleri olarak kullanılır. Cerrahi tedavide amaç, hastalığın yayılma olasılığı olan lenf bezlerini de içerecek şekilde tüm kanserli dokunun temiz cerrahi sınırlarla birlikte çıkarılmasıdır. Kalın barsağın son bölümleri dışındaki kanserlerde tümörlü bölümün çıkarılmasını takiben barsağın geride kalan kısımları birbirine birleştirilir. Hasta bu ameliyatlar sonrası büyük abdestini her zamanki gibi makat yolu ile yapmaya devam eder. Ancak rektum olarak adlandırdığımız kalın barsağın son 10 cm’sindeki tümörlerde durum biraz farklıdır. Burada beslenme biraz sıkıntılı olduğundan bazen koruyucu amaçlı geçici ileostomi (ince barsağın karın dışına ağızlaştırılması) yapılabilir. Birbirine dikilen sağlam dokuların iyileştiğine kanaat getirilince (genellikle 2-3 ay sonra) ikinci bir ameliyatla ileostomi kapatılır ve hasta normal yoldan tuvaletini yapmaya devam eder. Ancak eğer tümör çok aşağılardaysa, sfinkter dediğimiz dışkılamamızı kontrol eden kasları da tutmuşsa; bu durumda hastalıklı kısımla beraber anüs de çıkarılır ve hasta tuvaletini ömür boyu kolostomisi (kalın barsağın karına ağızlaştırılması) yoluyla yapmak zorunda kalır. Ancak günümüzdeki teknolojik ilerlemelerin ışığında kolostomiye mahkum olan hasta sayısı son derece azalmıştır. Ameliyat sonrasında ise, çıkarılan parçanın patolojik analizine göre hastalara kemoterapi veya radyoterapi gibi ek tedaviler uygulanır. Rektum tümörlerinde eğer ameliyat öncesindeki tetkiklerde tümörün çok ileri bir evrede olduğu anlaşılırsa ameliyattan önce de radyoterapi veya kemoterapi vermekteyiz (neoadjuvan kemo-radyoterapi). Bu uygulama özellikle son 10 cm’deki tümörlerde geçerlidir.

 

Kolorektal kanserlerde laparoskopik yöntemler uygun bir tedavi yöntemi midir?

Kalın barsak tümörlerinin tedavisindeki en önemli gelişmelerden biri de bu bölge ameliyatların laparoskopik olarak yapılabilmesidir. Kolorektal tümörlerin laparoskopik yöntemlerle onkolojik prensiplere sadık kalınarak  güvenli bir şekilde tedavi edilebileceği son yıllardaki birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu yöntemle  hastalar ameliyat sonrası hastanede daha kısa süre yatar, çok daha az ağrı duyar ve daha kısa sürede aktif hayatlarına geri dönerler.

 

Hastalık başka yerlere sıçrarsa ne yapılır?

Kolorektal kanserler en sık karaciğere metastaz yaparlar. Karaciğer metastazlarında kemoterapi de yarar sağlamakla birlikte en iyi sonuçlar ameliyatla elde edilmektedir. Karaciğerdeki metastazlar ya ilk ameliyat esnasında ya da birkaç aylık bir kemoterapi sonrasında ikinci bir ameliyatla çıkarılabilir. Bu hastaların yaklaşık % 15’inde akciğer metastazları da oluşur. Ancak bu hastaların ancak çok küçük bir kısmında ameliyatla tedavi sağlamak mümkün olur.

01.06.2015 tarihinde güncellenmiştir