• Ara
 

Kadınlarda Sık Görülen Kanser Türleri


Kanser, dünyada ve ülkemizde görülme sıklığı giderek artan hastalıkların başında geliyor. Dünyada milyonlarca, ülkemizde ise yaklaşık 150 bin kişi her yıl kanserle tanışıyor. Ancak geçmişle kıyaslandığında gelişen modern tıpla birlikte kanserin erken teşhisinde ciddi bir yol alınmış durumda. Kansere karşı düzenli kontroller ve yılda en az 1 defa yapılacak Check-up'la erken dönemde fark edilerek, teşhis konulup tedaviye başlanabiliyor. Erken teşhis hastanın yaşam süresinin yanı sıra yaşam kalitesini de artırıyor. Bu nedenle kanserin tedavisinin yanı sıra erken teşhis edilmesi de hayati önem taşıyor.
Hisar Intercontinental Hospital olarak Medikal Onkoloji ünitemizle kanser tanısı almış hastalarımızın takip ve tedavileri yapılıyor. Kanserin erken tanı ve tedavisinde bilginin ve bilgilendirmenin önemine inanarak hazırladığımız bu bölümümüzde kadınlarda en sık görülen kanser türlerinin yanı sıra var olan diğer kanser türlerini, belirtilerini, erken teşhisin önemini ve tedavi yöntemlerine ait tüm detayları bulabilirsiniz.
 
Kadınlarda En Sık Görülen Kanser Türleri
  • Meme Kanseri
  • Rahim Ağzı Kanseri
  • Rahim Kanseri
  • Yumurtalık Kanseri
  • Tiroid Kanseri
  • Cilt Kanserleri
  • Gırtlak Kanserleri
  • Pankreas Kanseri
  • Mide Kanseri
  • Kolon Kanseri
  • Karaciğer Kanseri
 
Meme Kanseri
 
Meme Kanseri Nedir?
Özellikle son yıllarda kadınlarda görülme oranı artan kanserlerin başında geliyor. Etkin tarama programlarıyla erken tanı sağlandığında ölümlerde ciddi oranda azalmanın olduğu meme kanserleri, dünyada her 8 kadından 1'inde; Türkiye'de ise her 12 kadından 1'inde görülüyor. Memedeki süt bezleri ve kanallarını döşeyen hücrelerin kontrol dışı çoğalarak vücuda yayılmasıyla oluşan meme kanseri, önce yakın çevreye daha sonra memeye yakın lenf bezlerine yayılabiliyor. Erken tanının çok önemli olduğu meme kanserinin gerçek nedeni hala tam olarak bilinmiyor ve meme kanseri görülen kadınların üçte ikisi risk faktörü taşımadıkları halde bu hastalığa yakalanıyorlar.

Kimler Risk Altındadır?
  • Kadınlar (Kadınlarda meme kanserinin görülme sıklığı erkeklere göre daha fazladır.),
  • 50-70 yaş arasında, menopoz sonrası dönemde olan kadınlar,
  • Aile geçmişinde meme kanseri görülmüş olanlar (Tüm meme kanserlerinin %20-30'unda ailesinde kanser görülmüş kişiler bulunmaktadır. Özellikle anne, kız kardeş, kızı gibi birinci derece yakınlarında kanser görülenlerin riski daha yüksektir.),
  • Meme kanserlerinin %5-10'u anneden ya da babadan geçen BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki değişikliklerle oluşur.
  • Daha önce meme kanserine yakalanmış olan hastalar (Bu hastalarda diğer memede de kanser gelişme riski 3-4 kat daha fazladır.),
  • Daha önce yapılmış biyopsiyle iyi huylu tümör saptanmış hastalar (Bu hastaların yakın takip edilmesi gerekir. Çünkü bu tümörler de daha sonra kanser gelişme riskini taşır.),  
  • Daha önce iyi huylu meme hastalıkları geçirmiş olanlar (hücrelerin düzensiz gelişimi ve meme lobüllerinde anormal hücreler bulunması iyi huylu meme hastalıkları riskini artırmaktadır),
  • Çocukluk veya gençlik döneminde özellikle göğüs bölgesine ışın tedavisi uygulananlar, 
  • Erken yaşta (12 yaşından önce) adet görmeye başlayıp; geç yaşta (55 yaşından sonra) menopoza girenler,
  • Hiç doğum yapmamış olan kadınlar (Bu kadınlarda çok doğum yapmış olanlara göre meme kanseri gelişme riski daha yüksektir.),
  • Doğum yapmış fakat bebeğini emzirmemiş olanlar (Özellikle 1,5-2 yıl gibi uzun süreli emzirmenin meme kanserini azalttığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır.),
  • 30 yaşından sonra ilk çocuğunu doğuranlar,
  • Alkol ve sigara kullananlar,
  • Uzun süreli hormon tedavisi görenler,
  • Yüksek sosyo-ekonomik düzeyde yaşam süren ailelerin kızları (Bu kişiler daha erken gelişmekte ve erken yaşta adet görmeye başlamakta; eğitim ve iş olanaklarının çeşitliliği nedeniyle daha geç evlenerek çocuk sahibi olmaktadırlar.),
  • Şişmanlık, obezite problemi olanlar risk altındadır.

Belirtileri Nelerdir?
Meme kanseri erken dönemde belirtilerini veren bir kanser türü değildir. Bu yüzden aşağıda yer alan belirtilerden herhangi biri varsa; lütfen hiç gecikmeden doktorunuza başvurunuz.
  • Memede veya koltuk altınızda iki haftadan uzun bir süredir elinize şişlik geliyorsa,
  • Memenizin şeklinde veya boyutunda değişiklik; iki meme arasında son dönemde ortaya çıkan asimetri varsa,
  • Adet döneminizde memenizde farklı bir ağrı söz konusuysa,
  • Meme başında kabuklanma, soyulma varsa,
  • Meme başından kanlı akıntı geliyorsa,
  • Meme derisi portakal kabuğu görünümü aldıysa,
  • Meme başı pozisyonunda değişiklik varsa,
  • Meme başı içeriye doğru çekildiyse,
  • Koltuk altında sertlik, şişlik veya kitle söz konusu ise gecikmeden uzman bir hekime başvurunuz.
Meme kanserinin erkenden teşhis edilebilmesi için belirli tanı yöntemleri vardır. Bunlar:
Kendi Kendini Muayene Etme:
1. Düz bir zemine sırt üstü uzanın ve sol kolunuzu başınızın altına koyun. Sağ elinizi kullanarak sol memenizi kontrol edin. Elinizin işaret, orta ve yüzük parmağını kullanarak yavaşça küçük dairesel hareketler yapın. Bu hareketi yaparken parmaklarınızın ucunu değil, düz kısımlarını kullanmanız gerekmektedir. Memenizin en üst kısmına hafifçe bastırarak, tüm memenizin çevresinde parmaklarınızı gezdirin. Elinize herhangi bir olağan dışı yumru, şişlik, sertlik gelmediğinden emin olun. Meme muayenenizi başladığınız noktaya gelene kadar dairesel hareketlerle ve hafif bastırarak sürdürün. Daha sonra meme ucu ve koltuk altı bölgenizi de yine aynı şekilde dairesel hareketlerle muayene edin. Sol memenizin muayenesi bittikten sonra, sağ kolunuzu başınızın altına alıp, bu defa sol elinizle sağ memenizin muayenesini yapmalısınız.
2. Bir ayna önüne geçin ve kollarınız yanlarda, ellerinizle basenlerinizi kavrayacak şekilde ayakta ve dik durun. Şimdi memelerinizi hem önden hem de yanlardan dikkatle inceleyebilirsiniz. Son muayenenizden bu yana oluşan büyüklük ve biçim farklılıkları, memede çukurlaşma ve büzüşme, meme uçlarının görünüş ve pozisyonunda olağan dışı değişiklikler olup olmadığını tespit edin.
3. Şimdi sırt üstü yatar pozisyondayken yaptığınız muayeneyi, sol kolunuzu yukarıya başınızın üzerine kaldırarak, koltuk altınız gergin bir pozisyondayken, ayakta yapacaksınız. Bu şekilde koltuk altınızı ve memenizi dairesel hareketlerle tekrar kontrol edin.
4. Her iki memenizin ucunu, başparmak ve işaret parmağınızın arasına alarak hafifçe sıkın. Memenizden herhangi iltihap türü bir akıntı veya sıvı geliyorsa, mutlaka bir hekime başvurun. Meme muayeneniz sırasında herhangi bir kuşkulu kitle veya kalınlaşma bulursanız panik yapmadan, mutlaka doktorunuza başvurun.
Doktor Muayenesi: Herhangi bir şikayetiniz olmasa bile 20-40 yaşları arasındaysanız üç yılda bir defa; 40 yaşının üzerindeyseniz yılda bir kez meme konusunda deneyimli bir genel cerrahi uzmanına muayene olmanız gerekir. Doktorunuz muayene sırasında iyi huylu meme kitlelerine rastlayabilir. Bu meme kitleleri genellikle daha yumuşak, düzgün yüzeyli, yuvarlak ve hareketlidir. Kanserli kitleler ise daha sert, yüzeyi düzensiz; dokuya daha sıkı tutunduğu için kolay hareket etmeyen yapılardır.
Görüntüleme Yöntemleri
Günümüz tıp teknolojisinin imkanlarıyla meme görüntülemesi sayesinde, meme kanserini mümkün olan en erken evrede saptamak mümkün. Özellikle son dönemde elle hissedilmeyen ancak görüntüleme yöntemleriyle saptanabilen meme kanserlerine daha çok rastlanıyor. Meme kanserinin tanısı için sık kullanılan görüntüleme yöntemleri:
Mamografi: Meme kanseri tanısında kullanılan temel yöntem olan mamografi düşük düzeyli X ışınları kullanılarak meme hastalıklarının değerlendirilmesini sağlayan görüntüleme yöntemlerinden biridir. Altın standart olarak kabul edilen bu yöntemle, muayene ile tespit edilemeyen küçük kitle ve değişiklikler görülebilir. Meme iki levha arasına sıkıştırılarak değişik pozisyonlarda görüntüsü alınır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 40 yaşından itibaren her kadının yılda bir kez tarama mamografisi çektirmesini desteklemektedir. Düzenli tarama mamografisi yapılanların meme kanserinden ölüm oranının %33 azaldığı görülmektedir.
Ultrasonografi: Mamografiye yönelik yardımcı tetkiklerden biridir. Görüntülemeyi ultrasonik ses dalgaları yardımıyla yapar. Ses dalgalarının yansımaları bilgisayar tarafından toplanarak ekranda görüntü oluşturulur. Mamografide saptanan kitlelerin içyapıları hakkında bilgi verir. Ayrıca iyi huylu kitleler ile kötü huylu kitleler arasındaki ayrım konusunda ön bilgi verir. Özellikle genç hastalarda mamografiye göre daha çok bilgi verdiği için tercih edilen yöntemlerden biridir.
Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI): Günümüzde yaygın olarak kullanılmaya başlanan manyetik rezonans görüntüleme; yerinde ve doğru zamanda kullanıldığında, yapısal bulgularla işlevsel bulguları birleştirme özelliği nedeniyle meme kanseri için en duyarlı görüntüleme yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyor. 
Biyopsi: Patolojik inceleme için meme kanseri şüphesi taşıyan kitleden örnek alma yöntemidir. İnce iğne, otomatik kalın iğne ve cerrahi teknikle şüpheli kitleden doku örneği alınır ve patolojik incelemeye gönderilir.
Erken Teşhis ve Tedavi
Erken dönemde tanı konulması hayat kurtarıcıdır. Meme kanserinin erken tanısında 20-40 yaş arasındaki kadınların üç yılda bir doktor muayenesi olması; 40 yaşından sonra senede bir kez doktor muayenesi olarak mamografi çektirmeleri avantaj sağlayacaktır.
Meme Kanserinde Uygulanan Cerrahi Yöntemler
Erken dönemde konulan tanı ile sağ kalma oranı %90'ının üzerine çıkmaktadır. Meme kanserindeki önemli tedavi yöntemlerinden biri cerrahidir. Ameliyatla tümör alınır ve daha sonra tümörün nüksetmesini ve diğer organlara yayılmasını önlemek amacıyla yardımcı tedaviler uygulanmaya başlanır. Meme kanseri ile ilgili yapılan en önemli çalışmalardan biri de lenf bezlerinin korunmasına yönelik çalışmalardır. Geçmişte koltuk altı lenf bezlerine yayılım görüldüğünde; lenf dokusuna yayılmasa da lenf bezleri direkt alınıyordu. Bu da beraberinde kolda şişme, işlevsel bozukluklar ve en önemlisi hastaların psikolojik bozukluklar yaşamasına neden oluyordu. Yeni geliştirilen Sentinel Lenf Nodülü Biyopsisi ile lenf dokusunun tamamına müdahale edilmeyerek sadece yayılma olan bölüm alınıyor; hasta gereksiz ve yıpratıcı bir cerrahi işlemden korunmuş oluyor.
Meme kanseri tedavisinde yapılan ameliyatları 3 başlık altında toplamak mümkün:
Radikal Mastektomi: Kanserli dokuyla birlikte memenin tamamı alınır; aynı anda veya daha sonra hastaya silikon protez veya kendi dokularıyla meme yapılabilir.
Cilt Koruyucu Mastektomi: Meme dokusunun tamamı çıkarılır ancak meme derisi korunabilir. Çıkarılan dokunun yerine silikon protez yerleştirilerek doğal görünüm sağlanır.
Meme Koruyucu Ameliyat: Bu tür ameliyatlarla tümör ve çevresindeki bir miktar meme dokusu birlikte çıkarılır ve meme yerinde bırakılır. Böylece hem doğal görüntü hem de hastanın psikolojik durumu korunmuş olur. Ameliyat sonrasında hastalığın tekrar nüksetmesini önlemek amacıyla 5-7 hafta süreli radyoterapi uygulanır. Meme koruyucu ameliyatlar; gebelere, bir meme içerisinde çok odaklı tümör olan hastalara, daha önce bu bölgeye radyoterapi uygulanmış olanlara kesinlikle yapılmaz.
 
Rahim Ağzı Kanseri Nedir?
Dünya üzerinde kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biridir. Diğer kadın kanserlerinden en büyük farkı; düzenli tarama testleri yapıldığı takdirde erken dönemde tespit edilebilmesi ve erken dönemde tespit edildiği takdirde tedavide başarı oranı yüksektir. Rahim ağzı kanseri, 'Serviks' adı verilen rahmin ağzında gelişen kanser türüdür. Serviks, rahmin altı kısmında üreme sisteminin bir parçası olan; uterus ve vajinayı birleştiren organdır. İki bölümden oluşur. Ektoserviks olarak nitelendirilen dış bölümü vajinaya; Endoserviks olarak nitelendirilen iç bölümü rahme yakındır. Çoğu kanser de bu iki bölümün birleştiği alanda görülür. Rahim ağzı kanseri, rahim içini döşeyen tabakada (endometriyum) hücrelerin dış etkenlere bağlı olarak değişime uğraması, kontrolsüz bir şekilde büyümesiyle oluşur. Endometriyum tabakası yumurtalıklardan salınan veya dışarıdan alınan hormonlara duyarlı bir dokudur. Hormonal bozukluklara bağlı olarak teşhis ve tedavi edilmezse zaman içerisinde yaşanan hücresel değişiklikler sonucunda rahim içi tabakasında kanser gelişebilir.

Kimler Risk Altındadır?
  • 35-55 yaşları arasındaki kadınlar (Ancak 65 yaşın üstünde de kanser gelişim riski olduğundan PAP Smear testinin, cinsel yönden aktif ya da 18 yaşın üstündeki tüm kadınlarda düzenli olarak en az 70 yaşına kadar yapılması önerilmektedir),
  • HPV enfeksiyonu geçirmiş olanlar (Cinsel yolla bulaşan bu enfeksiyon çok yaygındır. 15-49 yaş aralığındaki her 4 kişinin 3'ünün hayatının herhangi bir döneminde HPV enfeksiyonu geçirdiği bilinmektedir. Bu enfeksiyon geçici ve zararsız olduğu için; kişi böyle bir enfeksiyon geçirdiğini bile fark etmeyecektir. Bu nedenle HPV görülen kişilerin sık aralıklarla kontrol edilmesi gerekir.)
  • AIDS'e sebep olan HIV virüsünü taşıyanlar (Bu virüsü taşıyanların bağışıklık sistemi zayıflamış olduğundan rahim ağzı kanserine yakalanma riskleri daha yüksektir),
  • Chlamydia enfeksiyonu geçirenler (Kadın genital sisteminde sık enfeksiyona neden olan ancak belirtilerini göstermeyerek cinsel yolla bulaşan bir bakteridir. Bu enfeksiyonu geçiren kadınlarda rahim ağzı kanseri riskinin arttığı gözlenmiştir)
  • Erken yaşta cinsel ilişki yaşayanlar,
  • Birden fazla cinsel partneri olan kadınlar,
  • Erkeğin birden fazla cinsel partnerinin olması,
  • Sünnetsiz erkek partnerle ilişki,
  • Cinsel ilişki sırasında korunma yöntemi kullanılmaması,
  • Genital bölge temizliğine dikkat etmeyenler,
  • Sigara kullananlar (Sigara kullanmayanlara göre 2 kat daha fazla risk altındadırlar),
  • Düşük sosyo-ekonomik seviye nedeniyle düzenli sağlık kontrolünden geçmeyenler,
  • Aile geçmişinde rahim ağzı kanseri olanlar (anne veya kız kardeşinde),
  • Düzenli olarak PAP Smear testi yaptırmayanlar,
  • Şişmanlık ya da obezite sorunu yaşayanlar risk altındadır.

Belirtileri Nelerdir?
Her yıl düzenli kontrolle önlenebilen tek jinekolojik kanser türü olan Rahim Ağzı kanserinin taramasında kullanılan PAP Smear testi ile serviks kanserli kadın sayısında ciddi oranda azalma görülmeye başlanmıştır. PAP Smear testiyle rahim ağzında kansere dönüşmemiş değişiklikler saptanabilir. Özellikle son 50 yılda yapılan düzenli PAP Smear testleriyle kanserden ölümler %70 oranında düşmüştür. Rahim ağzı (serviks) kanseri, birdenbire ortaya çıkan bir kanser gibi görünse de sinsi ve çok da dikkate alınmayan bazı değişiklikler göstererek ilerleyen kanser türlerinden biridir. Hücreler kansere dönüşerek diğer organlara yayılmaya başlayınca belirtilerini gösterir. Rahim ağzı kanserinin erken evrelerinde görülen en bilinen belirtileri; kanlı ya da sarı ve kötü kokulu vajinal akıntı, ağrılı idrar yapma, cinsel ilişki sonrasında ya da adet kanamaları arasında gözlenen anormal vajinal kanamalar, adet kanamasının normalden fazla olması, uzun sürmesi, cinsel ilişki sırasında ve sonrasında ağrı hissidir. Tümörün yayılma alanına göre kabızlık, kanlı idrar, bacak ağrısı, ödem gibi belirtilerin de görülmesi mümkündür. Bu belirtiler başka hastalıkların belirtileri arasında yer alsa da hemen doktorunuza başvurmak doğru bir tercih olacaktır.

Erken Teşhis ve Tedavi
Rahim ağzı kanserine yakalananların erken evrede 5 yıllık yaşam şansları %70'in üzerindedir. Erken evrede belirtilerini göstermeyen bir kanseri türü olduğu için fiziksel muayenede fark edilmeme oranı çok yüksektir. Bu nedenle öncelikle anormal PAP Smear testi sonucu dikkate alınarak harekete geçilmesi gerekir. PAP Smear testi sonucunda risk faktörü görülüyorsa rahim ağzının daha detaylı görülmesini sağlayan kolposkopiyle (rahim ağzının 6-40 kat daha büyük görüntülenmesini sağlayan alet) yapılan incelemenin ardından gerekiyorsa biyopsi yapılır. Hastalığın seyrini ve seçilecek tedavi yöntemini; kanserin tipi, yerleşimi, evresi, büyüme hızı, hastanın sağlık durumu, yaşı ve tedaviye verdiği/vereceği yanıt belirler. Hastalığın temel tedavi yöntemi cerrahi olmakla birlikte; radyoterapi her aşamada devreye girer.
Cerrahi Tedavi: En sık kullanılan tedavi yöntemidir. Rahim ağzı ve rahim ağzı dışına yayılmamış küçük tümörlerin mümkün olduğunca tümü çıkarılır. Özellikle erken evrede en çok kullanılan yöntemdir. Cerrahi tedavi yeterli olmadığında ek tedaviler uygulanabilir.
Radyoterapi: Rahim ağzı kanserinin her evresinde kullanılan bir yöntemdir. Cerrahi müdahale sonrası vücut dışında doğrudan tümörün olduğu bölgeye verilen yüksek enerjili ışınlarla radyasyon tedavisi yapılır.
Kemoterapi: Radyasyon tedavisinin yanı sıra sıklıkla küçük dozlarda kemoterapi de uygulanır.
 
Rahim Kanseri
Rahim Kanseri Nedir?
Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biridir. Diğer kadın kanserlerinden en büyük farkı erken dönemde tespit edilebilmesi ve tedavide başarı oranının yüksek olmasıdır. Kadının ana üreme organı olan rahimde; rahim içini döşeyen tabakada (endometriyum) hücrelerin dış etkenlere bağlı olarak değişime uğraması, kontrolsüz bir şekilde büyümesiyle oluşan kanser türüdür. Endometriyum tabakası yumurtalıklardan salınan veya dışarıdan alınan hormonlara duyarlı bir dokudur. Hormonal bozukluklara bağlı olarak teşhis ve tedavi edilmezse zaman içerisinde yaşanan hücresel değişiklikler sonucunda rahim içi tabakasında kanser gelişebilir.

Kimler Risk Altındadır?
  • 50 yaşının üzerinde olanlar,
  • Erken yaşta (12 yaşından önce) adet görmeye başlayıp; geç yaşta (55 yaşından sonra) menopoza girenler (Adet erken yaşta başlar, ne kadar geç yaşta biterse endometriyum o kadar fazla östrojene maruz kaldığı için rahim kanseri riski yüksektir),
  • Menopoza geç girmiş olanlar (Bu dönemde yapılan menopoz tedavisinde sadece östrojen hormonu verilmesi rahim kanseri riskini artırır. Progesteron hormonu da verildiğinde hormon dengesi sağlanacağı için kanser riski ortadan kalkar.),
  • Çocuk doğurmamış olanlar (Net olmamakla birlikte gebeliğin rahim kanseri riskini düşürdüğüne dair araştırmalar söz konusudur. Hamilelik döneminde rahim kanseri için risk oluşturan östrojen hormonu yoğun olarak salgılansa da progesteron üretimi bu hormonun kötü etkilerini engelleme özelliğine sahiptir.),
  • Genç yaşlarda adet düzensizlikleri, adet gecikmeleri yaşayanlar (Düzensiz adet görenler de östrojene maruz kalma arttığı için rahim kanseri riski taşıyor. Düzensiz adet yaşamanın nedenleri arasında obezite ve polikistik over sendromu da yer alıyor. Bu hastalıkların tedavisiyle rahim kanseri riski de azaltılabiliyor),
  • Obezite hastaları (Yoğun yağ dokusuna sahip olan obezite hastaları da risk altında; çünkü yağ dokusu da östrojen salgılayarak vücuttaki östrojen düzeyini artırıyor. Obez kadınlarda bu hastalığın görülme riski zayıf kadınlara göre 3 kat fazla.),
  • Şeker hastaları,
  • Hipertansiyon hastaları,
  • Over tümörleri olanlar,
  • Meme veya yumurtalık kanseri geçirmiş olanlar risk altındadır.
 
Belirtileri Nelerdir?
Menopoz sonrası dönemde ortaya çıktığı için kanserde erken tanı şansı çok yüksektir. En sık karşılaşılan belirtileri vajinal kanamalardır. Menopoz sonrası dönemde görülen herhangi bir kanama, adet gören kadınlarda adet süresinin uzaması ya da adet arasında kanama, kanlı olmayan anormal akıntı, pelvik ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı ve kilo kaybı gibi belirtiler gösterir. Bu tür şikayetleri olan hastanın zaman kaybetmeden uzman bir hekime başvurması gerekir. Hastanın hikayesi öğrenilir. Pelvik muayenesi, endometriyum kalınlığı ve yapısı değerlendirilerek biyopsi yapılır. Kesin tanının ardından hasta konusunda uzman jinekolog onkoloğa yönlendirilir.

Erken Teşhis ve Tedavi
Rahim kanseri erken teşhis konulduğunda hemen tedavi edilebilen ve sonuçlarını görebileceğiniz bir hastalıktır. Erken evrede hastaların 5 yıllık yaşam şansları %90'nın üzerindedir. Bu nedenle rahim kanserinden korunmak için her yıl düzenli olarak kadın doğum uzmanına muayene olmak çok önemlidir. Temel tedavi yöntemi cerrahi olmakla birlikte kemoterapi ve radyoterapi de uygulanabilir.
Cerrahi Tedavi: En sık kullanılan tedavi yöntemidir. Rahim, yumurtalık ve tüpler çıkarılır; ayrıca bölgesel temizleme ve çevre dokulardan örnek alma işlemleri de yapılır. Cerrahi tedavi yeterli olmadığında ek tedaviler uygulanabilir.
Kemoterapi: Ameliyat sonrası rahim kanserinin ileri bir evrede ve başka organlara yayılımı olduğu görülürse kanserli hücrelerin öldürülmesi için kemoterapi uygulanır. Tedavi sonrası hastalar düzenli periyotlarla takip edilerek; belirli testlere tabi tutulur.
Radyoterapi: Cerrahi müdahale sonrası kanserin tekrarlama riski söz konusuysa rahmin alınması işleminin ardından radyasyon tedavisi yapılır.
Hormon tedavisi: Kanserde yayılım söz konusuysa yayılımı azaltmak ve tümörün büyümesini durdurmak amacıyla yüksek dozlarda progesteron hormonu verilebilir.  
 
Yumurtalık Kanseri 
Büyük bir çoğunluğu menopoz sonrası dönemde görülen yumurtalık kanserleri kadın kanserleri arasında en zor tedavi edilenidir. Sinsi şekilde ilerleyen ve belirtilerini ancak ileri evrelerde gösteren bu kanser türü yaşamı tehdit edebiliyor. Yaklaşık 1000 kadından 12'sinde görülen bu kanser türü, erken dönemde yakalanırsa iyileşme oranı %90'a ulaşabiliyor.
Yumurtalıklar rahmin her iki yanında yer alan bir çift organdır. Büyüklükleri badem kadar olan yumurtalıklar; yumurta üretme ve dişilik hormonu (östrojen ve progesteron) salgılama işlevini yerine getirir. Yumurtalık kanseri, yumurtalık dokusunda bulunan ve yumurtalığın ana yapısını oluşturan epitelyum hücrelerinde meydana gelen kontrolsüz bölünme ve çoğalma ile oluşur. En sık görülen (%90 oranında) yumurtalık kanseri türü ise yumurta üst yüzey tabakasında oluşan Epitelyal yumurtalık kanseridir.

Kimler Risk Altındadır?
  • 40 yaş ve üzerindekiler (75-79 yaşları en çok görüldüğü dönemdir),
  • Menopoza girmiş olanlar,
  • Genetik faktörleri olanlar (Yumurtalık kanserlerinin yaklaşık % 5-10'u genetik nedenlerle oluşur. Bu nedenle birinci derece akrabalarında 2 veya daha fazla meme, yumurtalık ve rahim içi kanseri olan kadınlar risk altındadırlar. Ailede iki veya üç kişide yumurtalık kanseri varsa risk %7, anne veya kız kardeşte yumurtalık kanseri varsa risk %5'tir),
  • Menopoz döneminde görülen hormonal tedaviler (östrojen ağırlıklı yapılan tedaviler kanser riskini artırmaktadır),
  • Hiç gebe kalmamış olanlar (Doğum yapmış olanlara göre 2 kat daha fazla risk taşırlar),
  • Sık ve fazla sayıda kesintisiz yumurtlama görülen kişiler,
  • Kısırlık tedavisi görenler,
  • Ağır diyet ve yanlış beslenme programı uygulayanlar,
  • Serum selenyum düzeyi düşük olanlar,
  • Genital alanda talk pudrası kullananlar,
  • Çevresel faktörlerden etkilenenler (Gelişmiş ülkelerde bu kansere daha çok rastlanmaktadır),
  • Daha önce meme kanseri geçirmiş kadınlar hiç geçirmemiş kadınlara göre 2 kat daha fazla risk altındadır.
 
Belirtileri Nelerdir?
Yumurtalık kanserlerinin 2/3'ü ileri evrede teşhis edilebilir. Belirti vermemesinin en büyük nedeni kanserin karın boşluğu içerisinde büyüyerek hastayı uzun süre rahatsız etmemesidir. İleri evrede karın ağrısı, kasık ağrısı, kasıklarda basınç hissine bağlı sürekli idrar yapma ve dışkılama hissi, hazımsızlık, karın şişliği ve halsizlik belirtileri gösterir. Bazı hastalarda gaz ve sindirim bozuklukları da görülebilir. En ileri evrede ise belirgin şekilde zayıflama, iştahsızlık, karnın alt bölgesinde rahatsızlık hissi, mide bulantısı, yorgunluk, kısa soluk alıp verme, pelviste kitle. aşağıya doğru baskı hissi ve buna bağlı sık idrar yapma isteği, vajinal kanama gibi belirtiler görülür. Yumurtalık kanseri hastasının doktora gitmesine neden olan belirgin şikayeti ise aşırı derecede olan karın şişliğidir. Bu şişliğin sebebi çoğu zaman karın içinde sıvı (asit) birikimidir.

Erken Teşhis ve Tedavi
Erken teşhis bu kanser türünde de hayat kurtarıcıdır. Yumurtalık kanseri teşhisi konulmuş kadınların yaklaşık %50'si beş yıl sonra dahi hala hayattadır. Bu rakam sınırlı yumurtalık kanseri olan hastalarda %90'a ulaşmaktadır. Gelişmiş ülkelerde daha fazla görülen bu hastalık; erken dönemde belirtilerini göstermediği gibi her kadında farklı belirtilerle ortaya çıkabilir. Ayrıca yumurtalık tümörlerinin boyutu küçük olduğunda muayene yoluyla bile saptanması oldukça zordur ve çok nadir belirti verir. Rahim ağzı kanserinin tarama testi olan PAP Smear testinin yumurtalık kanserinin erken teşhisinde bir yararı yoktur. Günümüzde risk altında olan ve olmayan kadınlarda tarama amacıyla yapılabilecek ve kesin sonuç verecek bir test henüz yoktur. Bu nedenle 18 yaşına gelmiş ve aktif cinsel hayatı olan her kadın yılda bir defa jinekolojik muayene olmalı ve gerekli tarama testlerini yaptırmalıdır. Yumurtalık kanseri erken belirti verirse teşhis ve tedavi şansı artmaktadır. Aile geçmişinde yumurtalık kanseri olan ya da kanser olma riski taşıyan kadınlarda, transvajinal ultrasonografi (vajina içerisine yerleştirilen küçük bir aletle yapılan ultrasonografi yöntemi) ve kan testleriyle değerlendirme yapılabilir. Yapılan kan testlerinde CA-125 düzeyi ölçülür. Yumurtalık kanseri olan kadınlarda CA-125 proteininin kandaki düzeyi yükselir. Bu yükselme kanser olmayan (erken gebelik, çok fazla sigara tüketimi, rahim hastalıkları gibi) başka durumlarda da görülebilir. Değer yüksek bulunduğunda görüntüleme yöntemleri kullanılarak karın içerisinde sıvı olup olmadığına bakılır; sıvı birikimi söz konusu ise sıvıdan ya da direkt yumurtalıklardan örnek alınarak incelenir. Patolojik değerlendirmeyle kesin teşhis konulur. Kanser tanısı konulursa jinekolog onkolog tarafından yapılan ameliyata devam edilerek kanserin yayılım alanına göre rahim, tüpler, yumurtalıklar ve karın zarı alınabilir. Ayrıca vücut içerisindeki diğer organlardan (komşu lenf bezleri, karın içi sıvı ve diyafram gibi) örnekler alınarak hastalığın evresi belirlenir. Hastalığın tam anlamıyla teşhisi ancak yapılan ameliyatla çıkarılan dokuların patolojik incelemesiyle konulur. Cerrahi girişimin ardından hastalıkla ilgili net bilgilere ulaşıldığı için; hastalığın evresi, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu da dikkate alınarak tedavi şekli ve programı belirlenir. Cerrahi müdahalenin ardından yumurtalık kanserlerinin hemen hepsinde kemoterapi kullanılır. Kemoterapi genellikle ayakta uygulanır. Uygulanan ilaçlara göre değişiklik göstermekle birlikte bulantı, kusma, saç dökülmesi, kas ağrısı, ağız yarası, enfeksiyona eğilim, halsizlik gibi bazı yan etkiler görülebilir. Bu etkiler tedavinin ardından geçecektir. Yumurtalık kanseri tedavisi jinekolog, onkolog, radyoterapist, kemoterapist, patolog, diyetisyen, psikiyatrist gibi birçok branştan hekimin bir arada davranmasını gerektirir. Hastanın tedavileri tamamlandıktan sonra ilk iki yıl boyunca üç ayda bir fizik muayene, CA-125 ölçümü; gerekli görüldüğü takdirde akciğer filmi ve karın tomografileri incelenmektedir. Sonraki üç yılda ise bu kontroller altı ayda bir; dördüncü yıldan sonra ise yılda bir defa olmak üzere yapılır.
 

Tiroid Kanseri
Tiroid bezinde yer alan hücrelerin gereğinden fazla çoğalmasıyla oluşan kanser türüdür.  Genellikle boyunda bir kitle veya nodül olarak kendini gösterir. Tiroid bezi, boyunda yer alan 20-25 gram ağırlığında; iyot kullanarak yaptığı hormonla bütün vücut metabolizmasını düzenleyen organlardan biridir. Nedeni henüz tam olarak bilinmese de diğer kanser türlerine göre daha az görülür ve hastalığın seyri oldukça iyidir. Tiroid kanseri tek tip bir kanser değildir. Görülme sıklığına göre Papiller Kanser, Folliküler Kanser, Medüller Kanser ve Anaplastik Kanser olmak üzere 4 gruba ayrılır.  
 
Tiroid Kanserlerinin Türleri
Papiller Tiroid Kanseri: En sık görülen tiroid kanseridir. Tiroid kanserlerinin %75-80'ini oluşturur. Genellikle iyi gidişlidir. Her yaşta ve çocuklukta görülmekle birlikte; 20-50 yaşlarında görülmeye başlar, 30-40 yaşlarında görülme sıklığı artar. Lenf bezleri yoluyla yayılan bu kanser türü boyundaki lenf bezlerine ve akciğere yayılabilir. Uzun süre hiçbir belirti göstermeden ve ölüme neden olmadan var olabilir. Yaşlılarda gençlere göre daha hızlı seyreder. Boyundaki lenf bezlerinde kanserin yayılması gençlerde kötü risk taşımasa da; 40 yaş üzerindeki hastalarda hastalığın hızla ilerleyeceğini gösterir. Türkiye nüfusunun %2'sinde bu tip kansere rastlanmaktadır.
Folliküler Tiroid Kanseri: Tiroid kanserlerinin %15'ini oluşturur. 50'li yaşlarda ve kadınlarda daha fazla görülür. Tanısı en zor konan tiroid kanseri türüdür. Damar ve tiroid bezi kapsülünde yayılır. Akciğer, kemik, karaciğer ve beyin gibi başka organlara yayılımı nadir de olsa görülür. Damar yayılımı olanlarda kanser daha hızlı ilerler.
Medüller Tiroid Kanseri: Kanda kalsiyum oranını artırma eğilimine sahiptir ve tiroid kanserlerinin %6-8'ini oluşturur. Bu tür kansere sahip olan kişilerin ailelerinin de bu hastalık yönünden taranması gerekir. Medüller kanserli hastaların %30'unda yüzde kızarma, ishal ve yorgunluk görülebilir. Ameliyatla tiroid bezinin hepsi alınır. Lenf bezlerinde yayılım görülürse ameliyatta çıkarılır. Daha sonra kalsitonin (tiroid bezinde bulunan C hücrelerinden salgılanan ve kemikler üzerinde etkili olan bir hormon) seviyesi ölçülür. Seviyenin yüksek olması hastalığın nüksettiği anlamanı taşır. Kanserli bölgeyi bulmak için ultrason, tomografi, MR, sestamibi sintigrafisi, MIBG sintigrafisi, DMSA sintigrafisi ve oktreotid sintigrafisi gibi tetkikler yapılır.
Anaplastik Tiroid Kanseri: En az görülen tiroid kanseri tipidir. Tiroiddeki kitle çok hızlı gelişir ve büyür. Solunumu güçleştirdiği durumlarda soluk borusunun çıkarılması gerekebilir. Radyoterapi ve kemoterapi uygulanır.

Kimler Risk Altındadır?
  • Kadınlar (erkeklere göre daha sık görülür), 
  • Tiroid bezinde nodül olan hastalar, 
  • Çocukluk döneminde baş boyun bölgesine ışın tedavisi uygulananlar, 
  • Nedeni tam olarak bilinemese de özellikle bazı radyoaktif maddelere (uranyum gibi) maruz kalan kişilerde daha fazla görüldüğü için radyoaktif maddelere maruz kalanlar risk altındadır.

Belirtileri Nelerdir?
Tiroid kanserlerinin çoğunda hiçbir şikayet olmayabilir. Çoğu hastada tanı anında başka organlara da yayılma olduğu saptanabilir. Hastalık çok fazla belirti göstermemekle birlikte; boyunda şişlik, boğazda sıkıntı hissi, ağrı, yutkunma güçlüğü, nefes almada güçlük, ses kısılması, kilo artışı, sinirlilik, saçlarda zayıflık ve cilt kuruluğu gibi belirtiler gözlemlenir.

Erken Teşhis ve Tedavi
Erken teşhis ve tedavi ile hastalık tamamen ortadan kaldırılabilir. Teşhis koyabilmek için öncelikle kandaki hormonların miktarını belirlemek için testler yapılır. Ayrıca ultrasonografi muayenesi; muayenede kitle görülürse kesin tanı için biyopsi yapılması gerekir. Teşhis konulduğunda hasta ameliyat edilerek tiroid bezi ameliyatla çıkarılır ve ardından kişiye özel tedavi yöntemi uygulanmaya başlanır. Gelişen teknoloji ile birlikte yapılan laparoskopik (kapalı) ameliyatlarla hastanın minimum dikiş iziyle aynı gün evine dönmesi mümkündür. Papiller ve Folliküler kanseri olan hastalar, zırhlı hastane odalarında kanserin yayılma derecesine göre yüksek dozda radyoaktif iyoda maruz bırakılarak vücudun başka yerinde kalmış olan kanser hücrelerinin öldürülmesi hedeflenir. Tedavi süreciyle birlikte hastanın TSH değeri sürekli kontrol altında tutularak kanserin tekrarlama ihtimali engellenebilir.
 
Cilt Kanserleri
Hayati tehlike taşıyan cilt kanseri Melanom, cilt kanserleri arasında seyri en kötü olan türdür. Yılda yaklaşık 1 milyon kişide ortaya çıkabilen; uyarı vermeden normal deri üzerinde oluşabileceği gibi önceden var olan bir ben üzerinde de oluşabilir. Deriye rengini veren ve bronzlaşmasını sağlayan melaninin üretimini sağlayan melanositlerin aşırı ve kontrolsüz çoğalmasıyla oluşur ve yayılma özelliğine sahiptir.

Kimler Risk Altındadır?
  • Özellikle açık tenli kişilerin güneş ışığına uzun süre maruz kalması, (Esmer ten kanserden koruyucu bir etkiye sahip değildir. Esmer tenli kişilerde bu kanser türü daha çok ayak tabanı, avuç içi, tırnak altları veya çok nadiren ağız içinde görülebilir)
  • Ailede cilt kanseri geçmişinin olması,

Belirtileri Nelerdir?
Uyarı vermeden normal deri üzerinde oluşabileceği gibi önceden var olan bir ben üzerinde de oluşabilir. Bu durum erken teşhis şansını zorlaştırsa da; soyulma, sızıntı, kanama veya vücuttaki benlerde renk, şekil, büyüklük değişimi, ben üzerindeki şişlik/kabartı oluşması gibi belirtiler görüldüğünde mutlaka bir dermatoloğa başvurulması gerekir. Dermotoskopi, benlerin cilt kanseri olup olmadığını anlamak için kullanılan çok önemli bir yardımcıdır. Cilt kanserinin kesin tanısı cerrahi olarak çıkarılan dokunun patolojik incelemesi ile konulabilir.

Erken Teşhis ve Tedavi
Melanomun erken dönemde tanısı ve yapılacak tedavi ile hastanın yaşam şansı yüksektir. Ancak erken dönemde fark edilmemişse lenf sisteminden başlayarak bütün vücuda yayılması riski vardır.

Korunma Yolları
Hastalıktan korunmak için özellikle güneşin en etkin olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında direkt güneşe maruz kalınmaması, güneş ışığını yansıtan açık renk giysilerin tercih edilmesi, çok faktörlü koruyucu kremlerin kullanılması, bronz bir ten elde edebilmek için uzun süre güneşlenmemek önem taşır. Ayrıca ayda bir yüzden başlayarak vücudun tamamının ayna karşısında kontrol edilmesi gerekir.
 
Gırtlak Kanserleri
Sigaranın dostu olan kanser türlerinden biri de gırtlak kanseridir. Gırtlak kanseri olan hastaların yaklaşık %95'i sigara kullananlardır. 
Gırtlak Kanseri Nedir?
Gırtlak bölgesinde bazı hücrelerin kontrolsüzce çoğalarak tümör haline gelmesiyle oluşur. 

Kimler Risk Altındadır?
  • Sigara içenlerin içmeyenlere göre gırtlak kanseri olma riski 5-30 kat daha yüksektir.
  • Özellikle sigarayla birlikte aşırı alkol tüketimi olanlar gırtlak kanserine sağlıklı bir insana göre daha çok yakalanma eğilimindedirler.
  • Yanlış ve kötü beslenme şeklini tercih edenler de risk altındadır. 
  • Ağaç işleri, petrol, boya sanayi gibi sektörlerde çalışanların gırtlak kanserine yakalanma ihtimalleri diğer sektörlerde çalışanlara göre daha yüksektir.

Belirtileri Nelerdir?
Erken evre belirtileri; iki haftayı geçen ses kısıklığı, ses kalitesinde değişiklikler, boğazda takılma hissi, boğazda ve kulaklarda ağrı; ilerlemiş belirtileri ise nefes darlığı, yutma güçlüğü, yutma sırasında ağrı, kanlı balgamdır. Kanser ilerleyerek boyundaki lenf bezlerine yayılmışsa boynun yan tarafında büyüyen şişlikler görülebilir.

Erken Teşhis ve Tedavi 
Ses kısıklığı, ses kalitesinde değişikliklerle kendini belli eden gırtlak kanserinde erken teşhis için iki haftayı geçen ses kısıklıkları, boğazda takılma hissi, boğazda ve kulaklarda ağrı; gibi şikayetler söz konusuysa mutlaka bir kulak burun boğaz uzmanına başvurunuz. Gırtlak kanserinden şüphelenilirse hasta muayene edilir ve normal dışı bir oluşum görülürse kuşku duyulan bölgeden biyopsi alınarak kesin tanı konulur. Tedavi şekli tümörün yeri, boyutu, evresi, yayılma ihtimali (metastaz), kişinin sağlık durumu ve yaşı gibi faktörler göz önünde bulundurularak belirlenir. Tümörün yeri ve boyutuna göre en sık kullanılan ve birçok gırtlak kanserinde en etkin tedavi yolu olan cerrahi müdahale yapılabileceği gibi radyoterapi ve kemoterapi de uygulanabiliyor.  

Pankreas Kanseri
Pankreas karnın en arka bölümünde, yaklaşık 15 cm uzunluğunda, mide, on iki parmak bağırsağı ve kalın bağırsakla ön yüzü tamamıyla kapatılmış bir organdır. İç salgısı insülini üreterek kan şekerini; dış salgısı pankreas özsuyunu üreterek de yiyeceklerin on iki parmak bağırsağındaki sindirimini düzenliyor. Vücudun en savunmasız organlarından biridir. Zengin lenf ve sinir ağından oluşur. Çevresindeki organlara çok hızlı yayılan pankreas kanseri; dünyadaki en ölümcül dördüncü kanser.

Kimler Risk Altındadır?
  • 50 yaş ve üzerinde olanlar,
  • Erkekler,
  • Ailesinde pankreas kanseri geçmişi olanlar,
  • Sigara içenler,
  • Aşırı kilolu olanlar
  • Safra kesesi ameliyatı geçirmiş olanlar
  • Ağırlıklı et ve yağlı ürünlerle beslenerek sağlıklı beslenmeden uzak bir yol çizenler,
  • Benzin, böcek ilaçları gibi kimyasallara çok uzun süre maruz kalanlar,
  • Diyabet hastaları risk altındadır.
 
Belirtileri Nelerdir?
Pankreas sinsi ilerleyen bir kanser türü; bu nedenle hastalığın son aşamalarına kadar belirtilerini göstermeyebiliyor. Alkol hastalığın en önemli nedeni olarak görülebilir. İştahsızlık, kilo kaybı, bulantı, sarılık, ani ortaya çıkan diyabet, bel ağrısı, kuşak tarzında karında ortaya çıkan ağrılar belirtileri arasında yer alıyor.

Erken Teşhis ve Tedavi
Pankreas kanseri bazı hastalıklarla benzer özellikler gösterdiği için erken teşhis şansını da düşürüyor. Pankreasta başlayan kanser lenflere sıçramadan önce fark edilirse 5 yıl boyunca hayatta kalma şansı %5'ten %16'ya çıkabiliyor. Yapılan muayene ile pankreas tümörünün hangi evrede olduğu ve yayılımının söz konusu olup olmadığı kontrol ediliyor. Tümör pankreasın başındaysa pankreasın yalnızca baş kısmını çıkartabilmek mümkün olmadığı için müdahale söz konusu değil. Tümör ameliyatla çıkartılmaya uygunsa en iyi yaşam konforu sağladığı için 'Whipple Ameliyatı' tercih ediliyor. İleri evredeki tümörlerde cerrahi uygulanmaz. Kemoterapi ile birlikte sarılığın düzeltilmesi, beslenme desteğinin sağlanması, ağrının azaltılması gibi yaşam kalitesinin yükseltilmesine yönelik bazı çalışmalar yapılabilir:
ERCP (Safra yollarında, pankreas kanalında, tıkanma veya daralma oluşturabilecek taş, tümör veya kronik iltihap gibi problemlerin teşhisi için kullanılan endoskopik yöntem) yapılarak safra yoluna stent konulması,
PTK yapılarak safranın dışarı akıtılması
Ağrı için kateter takılarak acı hissinin azaltılmasının sağlanması
On iki parmak bağırsağında tıkanıklığa yol açan tümörlerde bu kısma stent takılması, 
Lokal ileri pankreas kanserinde eşzamanlı kemoradyoterapi; metastatik olgularda ise kemoterapi kullanılmaktadır.
 
Mide Kanseri
Ülkemizde en sık görülen kanser türlerinden biri olan mide kanseri, kadınlarda görülen kanser türleri arasında meme kanserinden sonra ikinci sırayı alıyor. Dünyada bu kansere yakalanan kişi sayısı azalırken; Türkiye'de artış göstermektedir. Karnın sol üst bölgesinde bulunan midenin özellikle küçük kenarında mukoza zarında gelişen tümörler kansere neden olur. Türkiye'de en çok Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde görülen bu kanser; dünyada Japonya, Çin gibi Uzakdoğu ülkeleri ile Kuzey Avrupa ülkelerinde görülür. Mide kanserinin oluşumunda yanlış beslenme alışkanlığı (tuzlu besinleri aşırı tüketmek, çiğ et tüketimi, yanmış et yemek, sebze ve meyve beslenmesinde yetersizlik vb) önemli bir yer tutmaktadır.

Kimler Risk Altındadır?
  • Kadınlara oranla mide kanseri iki kat daha fazla görülen erkekler,
  • 50 yaşın üzerindekiler (günümüzde mide kanserine yakalanma yaşı 30'a kadar inmiştir),
  • Asbest ve kauçuk ile çalışan kömür madeni işçileri,
  • Lastik ve petrokimya üretiminde çalışanlar,
  • Balıkçılıkla uğraşanlar,
  • Aşırı tütsülenmiş, tuzlanmış, katkı maddesi içeren ya da kızartılmış besinleri çok tüketenler,
  • Sucuk, salam, sosis gibi nitrit ve nitratlı işlenmiş etleri tüketenler,
  • Çok miktarda kırmızı et tüketenler,
  • Özellikle genç yaşta sigara kullanmaya başlayanlar (kullanmayanlara göre iki kat daha fazla risk taşırlar),
  • Daha önce mide ameliyatı geçirmiş olanlar (mide ameliyatından sonraki ilk 20 yıl riskin en yüksek olduğu dönemdir),
  • Helikobakter Enfeksiyonu geçirmiş olanlar (mide kanseri gelişme riski sağlıklı bir insana göre 4 kat daha fazladır),
  • Midesinde polip olanlar,
  • Kalitesiz içme suyu tüketenler,
  • B 12 vitamin eksikliğine dayalı Pernisyöz Anemisi olanlar,
  • Atrofik gastriti olanlar,
  • Ailesinde mide kanseri geçmişi olanlar,
  • Çok sigara içenler,
  • A grubu kan taşıyan kişiler, (Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte diğer kan gruplarındaki kişilere göre daha fazla risk taşır),
  • Şişmanlık ve obezite hastaları risk altındadır.  

Belirtileri Nelerdir?
Mide kanseri de sinsi ilerleyen hastalıklardan biridir. Genellikle belirtilerini hastalığın ileri evrelerinde verir. Bu nedenle risk taşıyan kişilerin ancak endoskopik incelemeyle hastalıkları teşhis edilebilir. Mide kanseri olan kişilerde ancak ciddi beslenme problemlerinin oluşması ya da tümörün iyice yayılması sonucu belirtiler ortaya çıkabilir. Bu belirtiler genellikle, mide bölgesinde ağrı, midenin ağırlaştığı hissi, iştahsızlık, belirgin kilo kaybı, karın ağrısı, yemekten sonra mide şişkinliği ve rahatsızlık hissi, bulantı, kusma, yorgunluk, genellikle gizli bir şekilde seyreden mide veya bağırsakta kanamadır.

Erken Teşhis ve Tedavi
Mide kanseri genellikle hazımsızlık şikayetiyle ortaya çıkıyor. Ancak bu dönemde hem hastanın hem de doktorun bu şikayeti ciddiye alması ve hastaya mutlaka gastroskopi yapılarak mide kanseri olasılığının araştırılması gerekiyor. Bu kanserin tanısında en önemli aşama gastroskopi ve biyopsi uygulaması. Mide kanserinin en etkili tedavi yöntemi ameliyat. Ancak bu ameliyatın etkili olabilmesi için hastalığın ilk safhalarında fark edilerek müdahale edilmesi şart. Ameliyatın ardından kanserin şekline göre kemoterapi veya radyoterapi uygulanabiliyor.

Korunma Yolları
  • Kanserde erken teşhis çok önemli. Düzenli kontrollerinizi aksatmayın.
  • Bol miktarda taze meyve ve sebze (domates, havuç, patates) tüketin.
  • Sigara ve alkol kullanıyorsanız mutlaka bırakın.
  • Fazla baharatlı yiyeceklerden uzak durun.
  • Sıcak ve soğuk içecekler, yapay yiyecekler mide kanserine yol açabilir.
  • Hayvansal yağ kullanımını azaltın.
  • Düzenli egzersiz yapın.

Dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon kişinin yakalandığı hastalıklardan olan kolon kanseri, Türkiye?de giderek artış gösteriyor. Yanlış beslenmenin önemli bir rol oynadığı hastalık; erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülüyor.
 
Kolon Kanseri 
Kolon diye adlandırılan kalın bağırsakta gelişen poliplerin neden olduğu kanser türüdür. Özellikle batı ülkelerinde daha sık rastlanan kolon kanseri dünyada görülme sıklığı bakımından 3. sırada yer alıyor. Nedeni kesin olarak bilinmeyen kolon kanserinin oluşumunda çevresel ve genetik faktörler söz konusu. Kolon kanseri kolon da gelişen polip zemininden kaynaklanabildiği gibi iç yüzeyi oluşturan mukozadan da gelişimi olabiliyor.

Belirtileri Nelerdir?
Sinsi bir şekilde ilerleyen ve uzun yıllar belirtilerini göstermeyen hastalık; ileri evrede karında kitle hissedilmesi, dışkıda kan görülmesi, iştahsızlık, çabuk yorulma, ishal ya da kabızlık şeklinde dışkılama alışkanlıklarının değişimi, dışkının kalem gibi incelmesi, tam olarak dışkı yapamama hissi, gizli kan kaybına bağlı solukluk, dışkıda mukus görülmesi, zayıflama belirtileriyle kendisini gösteriyor.
 
Kimler Risk Altındadır?
  • Ailesinde kolon kanseri olan kişiler,
  • Bağırsağından polip olanlar,
  • Daha önceden meme, rahim ve yumurtalık kanseri geçirmiş kişiler,
  • Gardner Sendromu ve Ailesel Polipozis hastalığı geçirmiş olanlar,
  • Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı olanlar,
  • 50 yaş ve üstünde olanlar,
  • Batı tipi diyet yapanlar,
  • Hayvansal yağları, kırmızı eti daha fazla tüketenler,
  • Aşırı sigara ve alkol tüketenler,
  • Egzersizden uzak bir hayat yaşayanlar,
  • Obezite hastaları risk altındadır.

Erken Teşhis ve Tedavi
Hastalık sinsi ilerlediği için fark etme süreci geç olsa da; düzenli tarama testleriyle erken teşhis edilirse tedaviyle bu hastalıktan kurtulma ihtimali artıyor. Özellikle aile geçmişinde kolon kanseri olan kişilerin aşağıdaki testleri düzenli olarak yaptırmaları gerekiyor.
Her yıl dışkıda kana bakılması; gizli kan testi pozitif çıkarsa kolonoskopi (bütün kalın bağırsağın görüntülenmesi),
Beş yılda bir rektum ve kalın bağırsağın son 50 cm'lik bölümünün endoskopisinin yapılması (rektosigmoidoskopi),
Her on yılda bir kolonoskopi yapılması (aile geçmişinde kolon kanseri görülen kişilerin bu testi doktor kontrolünde her yıl yaptırmaları gerekir)
Ülkemizde daha çok belirtiler görüldüğünde doktora başvurulmadığı için kolon kanserleri başlangıç evresinde tespit edilememektedir. Kolon kanserinin tüm evrelerinde başlıca tedavisi cerrahidir. Tümörlü bölge cerrahi yöntemlerle çıkarılır ve bağırsağın çıkarılan yerinin alt/üst tarafı birbirine bağlanır. Ancak tümörün yeri, boyutu, evresi ve hastada yarattığı sorunlara göre cerrahi tedavinin şekli (tümör anüse yakın yerleşmişse bu bölgenin kısa olması nedeniyle anüs tümüyle çıkarılır ve kolon karın duvarına bağlanır) değişmektedir. Ameliyat sonrasında hastalığın evresine göre kemoterapiyle tedavisine devam edilir. Bu hastalıkta radyoterapi kullanılmaz. 

Korunma Yolları
Fazla lifli gıdalarla beslenme kolon kanserine karşı koruyucudur. Yağlı besinlerle kolon kanseri arasında direkt bir ilişki söz konusu olduğu için yağ oranı düşük besinlerin tüketilmesi; kırmızı et ve yağlı besinlerden mümkün olduğunca uzak durulması, düzenli egzersiz yapılması gerekir. Kolon kanserinden korunmanın diğer bir yolu ise düzenli kontroller yaptırmaktır. Bu kontrollerle hastalığı önlemek ve erken tanı koymak mümkündür. Son yıllarda yapılan çalışmalarda kalsiyumdan zengin besinlerin tüketilmesi ve nonsteroid antiinflamatuar ilaçların da koruyuculuk yönünden katkıları saptanmıştır.
 
Karaciğer Kanseri
Karaciğerin vücuttan zararlı maddelerin uzaklaştırılması, yağların sindirimini sağlayan safranın üretilmesi, şekerin depolanması, protein üretiminin yapılması gibi çok önemli görevleri var. Vücut içindeki önemi ve karaciğerin hücre yapısı dolayısıyla en yüksek riskli ve en sık görülen kanser türlerinin başında geliyor. Oluşumunda siroz (alkol), Hepatit B ve C enfeksiyonları önemli rol oynar. Herhangi bir nedenle siroz gelişmiş olan hastaların yıllık HCC gelişme riski %3-5'tir. Ayrıca küflenmiş gıdalarda (özellikle tahıllar) bulunan Aflotoksin de hastalığın ortaya çıkmasında önemli bir nedendir. Karaciğer kanseri, karaciğerdeki hücrelerde görülen anormal büyümedir.

Karaciğer Kanserinin Türleri
İki tür karaciğer kanseri vardır: Primer ve sekonder. Kanser karaciğer içerisinde başlamış ve buradan yayılıyorsa Primer; başka bir organda başlayıp karaciğere sonradan yayılmışsa Sekonder olarak nitelendirilir. Sekonder karaciğer kanserinin başladığı en yaygın organlar akciğerler, göğüs ve kalın bağırsaktır. En yaygın primer karaciğer kanseri türleri:
Hepatosellüler karsinom: Sıklıkla siroz ve Hepatit B veya C enfeksiyonları ile bağlantılı olarak ortaya çıkar. Ayrıca siroz yapan bütün hastalıklar da HCC kanseri destekleyici konumdadır. %75 oranında en sık rastlanan primer karaciğer kanseri türüdür. En sık 40-60 yaşları arasında; erkeklerde kadınlara göre 5 kat daha fazla görülür. Karaciğer büyümesi, karında sıvı birikimi (bu sıvı kanlı da olabilir), karın bölgesinde şiddetli ağrı, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, karında kitle hissi ile kendini gösterir. Ancak karaciğer biyopsisi yapılarak kesin teşhis konulabilir.
Kolanjiokarsinoma: Safra kanalı hücrelerinde nadir olarak görülen kanser türüdür. Karın ağrısı, halsizlik, ateş ve kilo kaybı ile kendini gösteren hastalık genellikle 50-70 yaşları arasında görülür. Ultrason, BT, ALP artışı ve biyopsiyle kesin tanısı konulur.
 
Kimler Risk Altındadır?
  • Alkol kullananlar,
  • Hepatit B ve Hepatit C hastaları
  • Kronik karaciğer hastaları,
  • Aile geçmişlerinde karaciğer kanseri olanlar risk altındadır. 
 
Belirtileri Nelerdir?
Karaciğer kanseri sinsi bir hastalık. Bu nedenle erken dönemde belirti vermiyor. Tanı konulduğunda hastalık genellikle ileri evrelere ulaşmış oluyor. Kanserin çapı büyüdükçe karnın sağ tarafından yaygın ve belirgin bir ağrıyla kendisini belli ediyor. İleri evrede ise bu şiddetli karın ağrısına iştahsızlık, halsizlik, ciddi kilo kaybı, ciltte sarılık, karında sıvı toplanması, karnın şişmesi ve çabuk yorulma gibi belirtiler eşlik edebiliyor. Sirozla hemen hemen aynı belirtilere sahip olduğu için dikkatli incelenmezse hastaya siroz teşhisi konulabiliyor. Bu noktada uzman bir hekime başvurmanız çok önemli.

Erken Teşhis ve Tedavi
Karaciğer kanserinde erken teşhis şansı çok düşük de olsa, düzenli yaptıracağınız check-uplarla hastalığı ileri evrelere geçmeden yakalamanız mümkün. Hastalığın tanısı ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile konulabiliyor. Ayrıca alfafötoprotein testi de yapılıyor. Bu hastalığın temel tedavisi tümörün ameliyatla çıkarılması. Karaciğer fonksiyonlarının yeterli olduğu hastalarda kitlenin tamamı (tümör karaciğer içerisinde sınırlıysa) ameliyatla çıkarabiliyor; hasta ameliyata uygun değilse kemoembolizasyon (karaciğer atardamarının içerisine ilaç verilerek kitlenin büyümesini sınırlandırma amaçlı tedavi) tedavisi uygulanıyor. Diğer kanser türlerinde uygulanan kemoterapi karaciğer kanserlerinde kullanılan etkili bir yöntem değil. 


Medikal Onkoloji => Geri Dön